Bir bebek düşünün, anne karnından çıkıp dünyayla
tanışalı dakikalar olsun. Ciğerleri havayla ilk buluştuğunda canı yanar ağlar
bebek. Doktorlar için sağlık belirtisidir. Her şey yolunda diye sevinilir.
Aylar sonra dili
olmayan, anlaşılmaya muhtaç bebek her şeyi çıkardığı seslerle anlatır etrafındakilere.
İhtiyaçları kısıtlıdır diye midir bilmem hepimiz anlarız onları. Acıkmak,
altını pisletmiş olmak, gazı olmak gibi seçeneklerdir çünkü. Biraz ele avuca
geldiğinde ağzına bulduğu her şeyi götürür. Haaah deriz dişleri çıkacak, ondan
kaşınıyordur damağı.
Bir bebek emekledi mi, yürüdü mü vay tutabilene. Bildiğin
bir birey olmuştur. Dışarıdan içeri girmek istemez, giydirmek istediğiniz
kıyafeti giymek istemez, verdiğiniz yemeği yemek istemez.
Çocukların en sık yaptığı hareket değimlidir omuzlarını
yukarı aşağıya indirip kaldırmak ( banane banane dediklerin biliriz bu esnada)
Bir bebekle ortalama bir yıl hiç konuşmadan anlaşabiliriz. Çünkü hareketlerini
okumayı biliriz. Bir anne bebeğinin surat şeklinden, dudaklarının büzülmesinden
birazdan ağlayacağını bilir.
Koca koca adamlar, kadınlar olduğumuzda da durum farklı
değildir. Yine her şeyi yüz ifadelerimizle, vücut dilimizle anlatırız. Peki neden
anlamaz kimse? Neden herkes kendini
kalabalıklar içinde ki yalnız diye tabir eder?
Okula başlamak bir çocuğun hayatında ki en büyük
kırılım noktasıdır. Artık büyük kabul edilir. Hoş
oda yerine göre. Kafası karışır
bireyin. İşlerini gelinen yerde büyük olunur, gelmeyen yerde ise lafa
karışmaması gerek küçük bir çocuk.
Aile içinde başlar kafa karışıklıkları. Ne zaman
büyüdüğün kaçırır insan. Belki de kimse sen küçüksün sus demediğinde. Kim bilir?...
Okumayı öğrenir okulda. Artık koca bir denizi
keşfetmesi için eline bir sandal bir de kürek verilmiştir. İster tüm gücüyle
okumaya devam eder her yeri keşfe çıkar, ister yoruldum ben deyip sığ sularda ufak ufak gezinmeye devam eder.
Yolculuk boyunca kafasını kaldırmayı hep unutur insan. Karşısındakinin
yüzüne bakmayı, küçük bir bebekmiş gibi vücut diliyle her şeyi bağıra çağıra
anlattığını göremez. Karı kocasının, koca karısının ne denli bir gün
geçirdiğini okuyamaz olur yüzünden. Puslu bakan gözleri görmez olur. İş yerlerinde
insanlar yazılan metinleri okurlar da kafasını kaldırıp metni getiren elmanın
yüzünü okumayı akıl etmezler.
Bizler toplum olarak bencil, çıkarcı insanlarız
maalesef. Bir kızı kendimize aşık edene kadardır gözlerinin içine bakışlarımız.
Yada bir iş görüşmesinde elmanı etkileyene kadardır o anlayışlı ve pozitif
çalışma ortamı havası veren hallerimiz.
Gerisi sabun köpüğü. Anlaşılmaya, okunmaya ihtiyacı
olan ruhların, dünya denen bu ortamda bir kabuğa sıkışmış can çekişleridir
varlığımız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder