26 Nisan 2013 Cuma

Benim Dedem




Küçükken annem çalıştığı için bana anneannemler bakardı. Dedem Parkinson hastasıydı. Ayaklarını sürüyerek yürür. Günde bir avuç ilaç içerdi. Televizyon kumandaları daha icat edilmemiş olup, benim kumanda görevi gördüğüm yıllardı. Allahtan o zaman tek kanal vardı. Sesini aç,kıs  telaşı bile yoruyordu beni.

Akşam yemeğinden önce dedem televizyon  karşısındaki sandalyesine oturur. Aç kızım  ‘’ajanstan haberleri alalım’’ derdi. Ben pek bir gülerdim bu lafa.

Haberleri izledikçe sinirlenir. Tarih bunları yapanları affetmeyecek der der dururdu. Kendi askerlik yıllarını anlatır. Karneyle alınan ekmek, gaz lambalarıyla oturulan geceler…

O zaman hikaye gibi dinlerdim. Sonra Atatürk’ü anlatırdı uzun uzun. Bugün annen çalışabiliyorsa, sen okula gidebiliyorsan, büyüyünce kendi eşini seçme hakkın olacaksa bu hep Atatürk’ün kadınlara verdiği değerdendir derdi. Başka bir ülkenin sömürgesinde olmamanın, bastığın toprağa vatanım demenin güzelliğini anlatırdı. Her pazartesi sabahı bir telaşe olurdu evde. Okula geç kalınmamalı. Bayrak töreni kaçırılmamalıydı çünkü…

 Dedem bugün  yaşasaydı, kahrolurdu… Türk Bayrağımız dediği için ceza alan insanlar, TC ‘nin kaldırılmaya çalışıldığını anlatan haberleri dinlemek bile istemezdi. Başlardı yine tarih bunları affetmeyecek demeye.

Tarih affetmez belki ama olan halka, bizlere oldu, oluyor, olacak  be dede…

Dedem öyle bir aşıladı ki bize. Bayrağa, vatana aşkla bağlı olmanın ne demek olduğunu. Ona şükran borçluyum…

Bir tek şunu merak ediyorum. Şuan ülkeyi parça parça satan, bölen, yok etmeye uğraşanların dedeleri onlara niye öğretemediler acaba?…

a-     Öğretmez olurlar mı? Öğrettiler bunlar anlamadı.
b-     Öğrettiler. Bunlar işine geldiği gibi anladı.
c-      Öğrettiler. Makam, koltuk, para tatlı geldi.
d-     Öğrettiler. Hafızaları balık unuttular.
e-     Hepsi…


1 yorum: