Küçükken annem çalıştığı için bana anneannemler bakardı.
Dedem Parkinson hastasıydı. Ayaklarını sürüyerek yürür. Günde bir avuç ilaç
içerdi. Televizyon kumandaları daha icat edilmemiş olup, benim kumanda görevi
gördüğüm yıllardı. Allahtan o zaman tek kanal vardı. Sesini aç,kıs telaşı bile yoruyordu beni.
Akşam yemeğinden önce dedem televizyon karşısındaki sandalyesine oturur. Aç kızım ‘’ajanstan haberleri alalım’’ derdi. Ben pek
bir gülerdim bu lafa.
Haberleri izledikçe sinirlenir. Tarih bunları yapanları
affetmeyecek der der dururdu. Kendi askerlik yıllarını anlatır. Karneyle alınan
ekmek, gaz lambalarıyla oturulan geceler…
O zaman hikaye gibi dinlerdim. Sonra Atatürk’ü anlatırdı
uzun uzun. Bugün annen çalışabiliyorsa, sen okula gidebiliyorsan, büyüyünce
kendi eşini seçme hakkın olacaksa bu hep Atatürk’ün kadınlara verdiği
değerdendir derdi. Başka bir ülkenin sömürgesinde olmamanın, bastığın toprağa
vatanım demenin güzelliğini anlatırdı. Her pazartesi sabahı bir telaşe olurdu
evde. Okula geç kalınmamalı. Bayrak töreni kaçırılmamalıydı çünkü…
Dedem bugün yaşasaydı, kahrolurdu… Türk Bayrağımız dediği
için ceza alan insanlar, TC ‘nin kaldırılmaya çalışıldığını anlatan haberleri
dinlemek bile istemezdi. Başlardı yine tarih bunları affetmeyecek demeye.
Tarih affetmez belki ama olan halka, bizlere oldu, oluyor,
olacak be dede…
Dedem öyle bir aşıladı ki bize. Bayrağa, vatana aşkla bağlı
olmanın ne demek olduğunu. Ona şükran borçluyum…
Bir tek şunu merak ediyorum. Şuan ülkeyi parça parça satan,
bölen, yok etmeye uğraşanların dedeleri onlara niye öğretemediler acaba?…
a- Öğretmez
olurlar mı? Öğrettiler bunlar anlamadı.
b- Öğrettiler.
Bunlar işine geldiği gibi anladı.
c- Öğrettiler.
Makam, koltuk, para tatlı geldi.
d- Öğrettiler.
Hafızaları balık unuttular.
e- Hepsi…
f- e'ye katılıyorum...
YanıtlaSil